Lüksemburg

Paris’ten Frankfurt’a gitmek için araştırma yaparken ” Özge , 1 gün de Lüksemburg’ta gezelim mi ? Hem minicik hem de şirin duruyor. ” dememden sonra rotayı Paris’ten Lüksemburg’a çevirdik.

Biz Lüksemburg’a Paris’ten gideceğiz fakat siz ülkemizden gelecekseniz THY bizlere direkt uçuş imkanını tek kişi gidiş dönüş 100-120 € civarı fiyata sunuyor. Ayrıca civar ülkelerden de sayıca fazla seferler mevcut. Eğer Lüksemburg’a uçak ile geldiyseniz yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki havalimanından 16 numaralı otobüsler ile şehre ulaşabilirsiniz. Buraya bilet alabileceğiniz link bırakıyorum.

Flixbus sağ olsun bizi bu güzel kıtada şehir şehir gezdiriyor. Yolculuk ilk başta sıcak hava ile başlarken kilometreler ilerledikçe yerini hafif bir beyaz örtüye ardından da yoğun tipiye bıraktı. Sanırım Lüksemburg’a yaklaşıyoruz:) 3.5 saatlik yolculuğun ardından Lüksemburg’a varıyoruz. )

Konaklama konusunda Lüksemburg bize çok alternatif sunmuyor çünkü ülke tam anlamıyla finans merkezi ve tahmin edebileceğiniz gibi aşırı pahalı. Biz Luxembourg Youth Hostel’i tercih ettik ama siz yine de ucuz ulaşım ve konaklama yazımıza bakmak isterseniz buraya link bırakıyorum.

Ana tren garında otobüsten indikten sonra havada ki keskin soğuğu hissettik. Kar vardığımız gün yoktu ama kar soğuğu iyiden iyiye kendisini belli ediyordu. Hostel çok uzak değil. Yüklendik çantaları başladık yürümeye. Bu arada siz hala sırt çantasını seçemediyseniz şöyle beklerim.

Ülke minik , gezilecek yerler de az ama eğer geldiyseniz 1 gününüzü ayırmalısınız. Avrupa’da şehirlerin yükseltisi pek olmaz , rahatça gezersiniz fakat bu Lüksemburg için geçerli değil. Zamanında Fransa İmparatorluğu’nun uç kalesi olarak kullanılan bu şehir (ülke) engebeli yapısı ile dikkat çekiyor.

Hostelden çıkıp şehre Schlassbréck isimli geçitten giriyoruz. Bu doğal kapıdan ve en üst kısmından Lüksemburg manzarasını seyredebilirsiniz. Aynı hizada Casemates du Bock isimli mağaralar mevcut. Lüksemburg savunması için yapılmış bu alandan şehrin önemli noktalarını görebiliyorsunuz. Öyle zengin , aristokrat durduklarına bakmayın. Zamanında Fransa ve Almanya arasında çetin savaşlara ev sahipliği yapmış bir yer burası. Toplamda 23 kilometrelik tünellerle şehri hatta ülkeyi koruma ağı altına almışlar. Günümüzde tamamını olmasa da bir kısmını 6 euro karşılığında gezebiliyorsunuz.

Nehrin hemen karşısında Neumünster Abbey isimli kültür merkezi var. Hakim tepede olduğumuz için binanın tüm detayını net bir şekilde görebiliyoruz. Kocaman bir meydana kurulmuş ortaçağın mimari hatlarını yansıtan yapıda etkinliklere katılmak isterseniz buraya link bırakıyorum.

Şehir merkezine doğru ilerlerken karşımıza butik kilise çıkıyor. Ya zaten ülke minicik kilisesi ne kadar olabilir ki. St.Michel Kilisesi’ni bi kaç poza sığdırıp yolumuza devam ediyoruz.

Arnavut kaldırımı taşlardan yapılmış , dar ve tatlı sokaklardan ilerliyoruz. Burnumuza o kadar güzel kokular geliyor ki. Kahve ve muffin yemek için içimiz gitse de önce gezilecek yerler diyoruz. Binanın birinin önünde (gerçekten binanın birinde ) iki asker var. Birisi esas duruşta beklerken diğeri de tüfek omuzda bir ileri bir geri gidip geliyor. Napıyor ya bunlar kendi kendilerine diye düşünürken Lüksemburg’lu (Birisi nasıl Lüksemburg’lu olur ki diye 0.2 sn düşünmedim değil ) birisine sorduk. Düklük Sarayı cevabını aldık. Ne yani burası mı diye şaşkınlıkla bir daha sorduk. Küçük ülke küçük saray , şu yapışık bina da parlamento dedi.

Devasa sarayımızı gördükten sonra Guillaume Meydanı’na geliyoruz. Burası biraz tadilatta sanırım. Hiç tadı yok. Küçük bir belediye binası var. Gerçi ne kadar büyük olabilir ki 🙂 Meydanı çevreleyen caddede Golden Bean isimli cafede tatlı yemenizi şiddetle tavsiye ederim.

Meydanlar dip dibe. Place de Armes isimli meydan yemek yemeniz için iyi bir nokta olabilir zira Lüksemburg aşırı pahalı ve bütçeyi zorlayabiliyor. Meydanda bulunan burgerciler sizlere 10€ civarı fiyatlara güzel seçenekler sunuyor. Ayrıca her ülkede olduğu gibi ulusal anıtlar monumentler bu meydanda da mevcut.

Notre Dame Katedrali her ne kadar Paris ile özdeşleşmiş olsa da Lüksemburg’ta da mevcut. Ülke popülasyonunu göz önüne alırsak oldukça büyük bir yapı olan katedral şehrin merkezi konumunda bulunuyor. Hemen önünde ise altın renginde savaş anıtı mevcut. Öyle bir konuma sahip ki ülkenin sembolü olan Adolphe Köprüsü tam karşısında duruyor.

Adı geçmişken Adolphe Köprüsü’nden bahsedeyim. Lüksemburg engebeli bir alan üzerine kurulu. Aşağı ve yukarı şehir diye ayrılmış durumda. Tren garı bölgesi ile şehir merkezi arasında büyük bir vadi söz konusu. Ulaşım açısından sıkıntı olduğu için 1900 yılında köprü inşasına başlanmış. Köprü aynı zamanda Lüksemburg’un da resmi olmayan simgesi haline gelmiş. Yayaların da kullanabildiği köprüden Lüksemburg manzarasını izlemeyi ve bu anlarınızı ölümsüzleştirmeyi unutmayın.

Adolphe Köprüsü’nün bitiminde Lüksemburg’u Lüksemburg yapan bankacılık sektörünün detaylarını ve tarihini anlatan Bank Museum var. Girişin ücretsiz olduğu bu müzede banka kasalarının detaylarını , eski paraları , eski bankacılık sisteminin detaylarını görebilirsiniz.

Sizlere bonus olarak akşam güzel bir müzik gecesi yaşamak istiyorum diyorsanız Filarmoni Lüksemburg sizlere göre. Link bırakıyorum.
Eğer Lüksemburg’ta müze gezmek isterseniz o zaman da Lüksemburg Ulusal Tarih Müzesi’ni duyduğumuz kadarıyla öneririz.

Çok fazla alana yayıldığı için tek başlıkta toplayamasakta Lüksemburg adeta parklar şehri. Haritada şehir merkezini çevreleyen her parkı keşfetmenizi , oksijenle buluşmanızı öneririz. Biz Frankfurt’a geçiyoruz 😉



Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s