Brüksel

Brüksel genel anlamda bürokrasi şehri , kasvetli havası , sıkıcı yapısı olarak bilinse de bizim eğlenceli vakit geçirdiğimiz , eğlendiğimiz , doyduğumuz şehirlerden birisi oldu. Ayrıca bir şehre en az bir gün ayırmadan haksızlık etmeye gerek yok.

Sayısız Bira Çeşidi

Ülkemizden sayıca oldukça fazla uçuşun olduğu Brüksel bizim için kıtaya açılan ucuz kapı niteliğinde. Civar kentlerin ve ülkelerin popülaritesini de göz önüne alacak olursak Brüksel başlangıç için iyi bir destinasyon olabilir. Ucuz uçak bileti hakkında bilgi almak isterseniz burayı tıklayabilirsiniz.

Ahşap Standlı Boynuz Bardak ❤

Brüksel’de iki adet havalimanı mevcut. Birincisi şehre çok yakın olan Brüksel Uluslararası Havalimanı . Şehir merkezine ulaşım kolay . Biletini buradan alabilirsiniz.
İkincisi ise biraz daha yorucu ama ucuz olan Charleroi şehrinin havalimanı. Charleroi Havalimanı Brüksel’e 58 kilometre uzaklıkta ve en az 2 aktarma yapmanız gerekiyor. Nasıl yapmanız gerektiğini fotoğrafta anlattım panik yok.

Konaklama konusunda Brüksel her bütçeye uygun seçenekleri size sunuyor. Bizim için öncelik uygun fiyat , şehirler arası otobüs-tren garına ayrıca şehir merkezine yakınlık. Youth Hostel Jackues bizim için biçilmiş kaftandı ama siz detaylı bilgi almak isterseniz bu da konaklama ve şehirler arası ulaşım yazımız.

Mutlaka ama Mutlaka Deneyin ! 🙂

Brugge’den bir saat süren otobüs seyahatinin ardından Flixbus bizi ana tren garının yanındaki terminalinde bıraktı. Kendizi bir anlığına Amsterdam Red Light’ta sanabilirsiniz çünkü burada da hayat kadınlarının küçük vitrinlerden partner aradığı bir bölge. Amsterdam’da ki bölge kadar pek güven vermeyen burayı hızlıca geçiyoruz ve 10 dakika süren yürümeden sonra hostelimize ulaşıyoruz. Çantalarımızı bıraktıktan sonra şehri keşfetmeye çıkıyoruz ama öncesinde biraz yemek molası .

4 Peynirli Pizza

II Colosseo isimli , Sicilya’lı bir gencin işlettiği İtalyan Restoranı’nda ki tüm yiyecekler sizi Milano’dan Bari’ye kadar bütün İtalya’yı gezdiriyor.

Yemekten sonra Özge’nin dikkatini tabii ki dükkanlar çekti. H&M , Zara artık hangi giyim markasını kullanıyorsanız ülkemize göre çok daha cüzzi rakamlara kıyafet bulabilirsiniz.

II Colosseo’dan çıktıktan sonra old town square denilen şehir merkezine 5 dakikalık yürümenin ardından ulaşıyoruz. Brüksel Borsa Binası meydan girişinde sizi tüm heybetiyle karşılıyor. Borsa binasından daha önemli bir şey var ise o da borsa binasının yanında , Brüksel’in en iyi wafflecılarından birisi olan Le Funambule . İnanılmaz derecede lezzetli ve çok çeşidi olan bu minik dükkanda satıcı ile 5 dakika ingilizce muhabbet ettikten sonra parayı uzatırken “teşekkür ederim” demesi ve gülmesi günün en ilginç olayıydı. Be arkadaş madem sende bizdensin ne diye bizle uğraşıyorsun. Ayrıca mütevazidir de kendisi. ” Buraların en iyi waffleını siz yapıyormuşsunuz öyle duyduk” cümlesine ” evet biliyorum” diyecek kadar alçakgönüllüdür 🙂

Elde waffle ( Özge bırakmıyor ) yürüyoruz meydana. Etrafımızda bir sürü çikolatacı ve hediyelik eşya satan dükkan var. Özge’nin elinde waffle , gözü çikolata vitrininde. Ya pes artık diyorum ama giriyoruz tabii ki çikilatçıya. Akşam için yeterli stok yaptıktan sonra sonunda meydandayız.

Aman Allahım ile my god arasında giden şaşırmalardan sonra küçük ama gösterişli Grand Place’ e giriş yapıyoruz. Minik meydan da yıl boyu etkinlikler düzenleniyor fakat en ilgi çekici olanı Flower Carpet yani çiçek halısı. Bütün meydan çiçeklerle kaplanıyor ve ortaya muazzam görüntüler çıkıyor. Canlı olarak göremedik fakat orada gördüğümüz fotoğraflar bile insanı cezbediyor. Meydanın her yanı ayrı bir ilgi konusu. Her açıyı görmek , her açıda anı biriktirmek istiyoruz.

Ayrıca ana meydan da bulunan belediye binası , Kent Müzesi , Çikolata Müzesi’nin mimarisi de göz kamaştırıyor. Eğer ilginizi çeker ise Kent Müzesi’ne 4 , Çikolata Müzesi’ne ise 9.5 € ‘ya girebilirsiniz.

Ünlü mağazalardan alışveriş yapıp çikolatacılar ile iç içe olmak istiyorsanız St.Hubert Kraliyet Galerisi’ne uğrayabilirsiniz. Oldu da burayı gezerken acıkma durumlarınız oldu ise Brüksel’in yerel yemeği midyeyi en güzel yapan yerlerden birisi olan Chez Leon ‘a uğrayabilirsiniz.

Gelelim ” Ya bu muydu yani. Buncağız şey için mi o kadar konuşuyorlar.” denilen durağa. Manneken Pis yani “İşeyen Çocuk ” heykeli ana meydana çok yakın konumda. Defalarca kırılmasına rağmen yeniden yapılmış (yani orijinal değil) olan bu heykelciğin en büyük özelliği şimdiye kadar 1000 e yakın kostüm giydirilmesi. Yaklaşık olarak ayda 5 kere kostümü değiştiriliyor. Büyük umutla gitmeyin minicik bir heykel.

Efendim ben bir şehri hafif rakıma sahip bir yerden görmezsem olmaz diyorsanız bu yer size göre. Mont Des Arts isimli bu alandaki park ve manzarası insanı yoğun geçen bir günün ardından dinlendiriyor.

Dotre Dame Katedrali’ne sallana sallana gidiyoruz. Katedral deneyimimiz oldukça fazla olduğu için çok cezbetmiyor fakat bu gösterişsiz olduğu anlamına gelmesin. İlgimizi daha çok katedralin karşısında bulunan minik ama yemyeşil park çekiyor. Etrafında küçük bir sürü heykellerin olduğu park ciddi manada huzur veriyor. Ağzından su akan heykeller , kuşlar ,yeşilin her tonu. Daha ne isteyebiliriz ki. (Bir de waffle )

Park ve katedralin olduğu ana caddenin bir ucunda kocaman bir yapı görüyoruz. Bu nedir yahu böyle diye düşündükten sonra Google Maps’ten kontrol ediyoruz ve adliye binası olduğunu anlıyoruz. Bu nasıl bir adliye arkadaş. Kapısına biletli giriş noktası koy insanlar ziyaret etsin.

Caddenin diğer tarafı ise kraliyet ailesinin fakirhanesi. Yaz sezonunda ziyaretçilerini ücretsiz bir şekilde kabul eden sarayın aynı zamanda önünde devasa bir park alanı da mevcut ki en az saray kadar ilgi çekici.

Saray parkının temiz havasını ciğerlerimiz ile buluşturduktan sonra yorgunluk baş gösteriyor otelimize doğru dönüyoruz. Özge vallahi bak bu son yer diye yol üzerindeki St.Michel ve St.Gudule Katedraline merhaba dedikten sonra nihayet otelimize düşüyoruz.

Bizim bir günlük Brüksel gezimizin burada sonu geliyor. Dermanımız kalmadığı için kraliyet sarayının çok yakınında bulunan Avrupa Birliği Parlamentosu’na gitmedik. İlginizi çekerse siz ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca Atomium (atomun 165 milyar kez büyütülmüş hali ) ve bizim Miniatürk’ün yabancı versiyonu olan Mini Europe’a gidebilirsiniz. Atomium manzarası yeterli diyorsanız sadece Mini Europa bileti almanız kafi. Bilet için buraya tıklayabilirsiniz.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s